31 Mart 2020 Salı
VERTİGO NOTLARI III
VERTİGO NOTLARI II
VERTİGO NOTLARI I
17 Şubat 2020 Pazartesi
Editöre Mektuplar 14
19 Ekim 2019 Cumartesi
BARBARLARI BEKLERKEN: ÇOKLU SÖYLEŞİ 1 (MEHMET ÖZKAN ŞÜKÜRAN, DOLUNAY AKE...
PİGGLE
13 Nisan 2019 Cumartesi
"ONDANCI" ÇEVRENİNDE BİR SÖYLEŞİ
19 Şubat 2019 Salı
BALKON FOTOĞRAFLARI
Baktığınızda resimden daha hızlı tüketilir fotoğraf. Doğrudur. Ama yine de gerçekliğe Pamuk'un objektifinden bakmak heyecanlı bir keşif oluyor.
14 Şubat 2019 Perşembe
PECOLA’NIN SARSICI EZGİSİ
’yı anlatıyor. Pecola’nın içine doğmuş olduğu verili değerlerce nasıl paramparça edildiğini gözler önüne seriyor. Çünkü Sula adlı kitabında da görsel bir anlatım dili var Morrison’un.
23 Ocak 2019 Çarşamba
KÜSEN YAZI
En son geçen yıl bir dosya yazdım.Öykü dosyamın adı 'Babamı Kim Öldürdü?' Bir hafta içinde yazdım. Sevgilimi hastaneye bırakıyor, iş çıkışında onu alıyordum. Bir kafeye kapanıyor bir meczup yitmişliğiyle yazıyordum. Sonra araya sesler girdi. Kimden geldiğini bilmediğim. Kafamdan uyduruyordum belki. Ya da kırk yaşımı devirmeme isyan eden hücrelerin ses olarak enerjiye dönüşmesiydi işittiklerim. Bilemedim. Sonrası derin bir sessizlik. Okudum bu arada,ama yazamadım. Dün gece bir roman yazmaya başladım. Beni romana getiren yazdığım öykü dosyası oldu.
Bilgisayar ekranında son öykü dosyamı açıp düzelttim. Mayalanmıştı bir güzel. Az çapağı
vardı. Demek ki saflık yasası bu dosyada beni buldu. Bu da iyiye işaretti.
Sonra kafamda artık beni tanınmaz hale getiren sesleri eğip bükmeye başladım. Roman. Uzun soluklu roman geliyor. Doğum gerçekleşiyor. İki gündür yazıyorum. Kesilmeden gider umarım.
Okuduklarıma gelince.
Jack Kerouac'tan 'Zen Kaçıkları' gezi romanı gibi. Felsefi meseleleri daha geniş konuşmasını isterdim romanın.
Toni Morrison'un 'Sula' adlı romanı ilk tanışma kitabımız oldu yazarıyla. Siyahi yaşamın ortasında duran mizahi dil, her şeyi kuşatıcı olmuş. Derinlik katmış kitaba. Hele yazarın karakter ortaya çıkarışı kusursuz ve imrenilesi. Morrison benim yazarlar listeme eklendi.
'Daha', 'Az' ile Hakan Günday yazarlarım listesindeydi. 'Daha' yı senaryo olarak filmde görmek aradaki bağı sıkıladı. Altınkoza'da ödül de aldı film. Galasında vardım. Unutulmaz bir güne raslantı sonucu mezun öğrencim Esra'yı katmak ayrı güzeldi.
Şimdi masamda 'Kinyas ile Kayra' var. Kayra'nın sesi peşimi bırakmıyor:
'...biz herkes olduk.Kendimize en büyük acıları ve zevkleri tattırdık. Ve artık ölüyoruz. Bunu fark etmiyor musun? En yukarıdan aşağı düşüyoruz. Ve yeri öpmemize çok az kaldı.'(s.17)
Böylece İstanbul'un büyüsü beni sarmış oldu. Tadını çıkarmalıyım.
24 Kasım 2018 Cumartesi
İstanbul Güncesi III
Sayın Editör,
Öykü yazmak dışında başka bir uğraşım daha var. Öğretmenim.Yirmi ikinci yılımı devirdim. Yirmi iki yıla ne mi sığdırdım?
Sorular.
'Burada ne yapıyorsun?'
Sorusundan ontoloji kurduk öğrencilerimle.
Ardından, 'Ben kimim. Kimim ben?' sorusuyla ontoloji ile epistemolojiye uzandık. 'Ben' olmanın bilgisel temeli nedir?
Bu bilgiyle nasıl varlık oluruz?
Doğrusu ben soru sormanın ilk ateşleyicisi oldum. Arkası gelmiştir. Okumadan yazamam ya! Okudum. Çantamdaki kitabı hep masaya koydum. 'Çarpmaz,' dedim,
'Açın bakın!'
Böyle böyle kurdum meslek yıllarımı.
Bugün bana gelen Gülsüm'ün, Naz'ın, Sinan'ın, Gizem'in, Dilara'nın, Açelya'nın ve diğerlerinin telefon ve iletilerini hep bu
ilk sorunun bir devamı olarak gördüm.
Öğretirken öğrenciden öğrenmek güzeldi ve çıraklık ancak ustalık getirirdi.
Buna hala içten inanıyorum.








